Beni Takip Edin:

Varoluşsal Sıkıntılar

Canın her acıdığında sığındığın bir kanat değil mi seni yaratan?
Annesinden dayak yiyen bir çocuğun yine “anne” diye ağlaması gibi, seni asıl üzene koşarsın yeniden.
Öfkeyle, hınçla, haksızlığa uğramışken ve hesap sormak istiyorken yine ona koşarsın.
İsa’nın çarmıhtan önceki son çığlığı gibi;

Eli, Eli, lema sabachthani?
My Lord, My Lord, why have you forsaken me? 

Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin? (İncil-Matthew 27:46)

Hem bağırır, hem yine ona teslim edersin kendini.
Derdi verenin yine dermanını getireceğine inanarak..
Seni yeniden dirilteceğine inanarak..
Hem ağlar, hem yine ona sarılırsın.

He will cover you with his feathers; and under his wings you will find refuge.
O seni tüyleriyle saracak ve onun kanatlarının altında sığınacak bir yer bulacaksın. (İncil-Psalm 91:4)

Sığındım ama öfkem geçmedi.

Aklımdaki bazı sorular hiç cevaplanmadı.
Benimle derdi neydi? Ne yapmamı istemişti?
Bu yaşamımı böyle geçirmeme daha ne kadar izin verecekti?
İnsanlar bir kedi, bense bir fare miydim? Sığınıp deliğimde beklemeli miydim; yardım gelecek miydi?
Endişelerime yenilerini ekleyecek miydi?

Benim için ilahi bir planı var mıydı, yüzümü güldürecek miydi; yoksa tamamen yalnız mıydım, iş başa mı düşmüştü?
Sevmeme ve sevilmeme izin var mıydı, bu kalbi bana neden vermişti?
Bu hayata beni neden getirmişti, neyi gerçekleştirmemi bekliyordu? Peki biraz yardım edemez miydi, yoksa tek başıma çırpınmamı izlemek ona keyifli mi geliyordu??

Belli ki beni unutmuştu.
Köşede kalmış küçük bir varlıktım ve yetişmesi gereken daha önemli yerler vardı..

 




 

Bu yazıyı yazdıktan hemen sonra; yayınlamadan önce bir kitapçıya girdim. O hep görüp -belli ki vakti gelmediği için- ısrarla almadığım kitabı sonunda aldım ve bulmam gereken sayfayı buldum..

Ve almam gereken yanıtları almış oldum.
Aslında hep bu kadar yakındı…

imza

Paylaş
Yorum Yazın
Önceki Yazı Sonraki Yazı

Benzer Yazılar

Yorum Yok

Yorum Yazın