Beni Takip Edin:

21 Gün Kendin İçin Bir Şey Yap – 7. Gün

Merhaba!

Memlekette her gün o kadar şok edici şeyler oluyor ki bazen bu dönemde doğmuş büyümüş olmamız talihsizlik diye düşünüyorum. Gerçi bizim coğrafya ne zaman huzura kavuşmuş ki! Darbe üstüne darbe yemiş memleketiz, bundan sonrasının iyi olacağının da umudu pek az içimde.

Böyle zamanlarda hiçbir şey yapası gelmiyor insanın. Çünkü çok anlamsız kalıyor yaptığın her şey birden, öte yanda ölüm varken.. Ben bir süredir bir yerlerde talihsiz olaylar yaşanırken sessiz kalmayı tercih ediyorum, evet sosyal medyada tepkisini verenlere de saygım var ama aynı gün instagram’ına siyah kurdele koyup ertesi gün normal hayatına döneceksen, dün facebook’ta lanet mesajları yazıp bugün “kocamla kahvaltı keyfi” pozlarına devam edeceksen onun da dişe dokunur bir şey olduğunu sanmıyorum. Bilemiyorum bu konuda kafam karışık biraz. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve senin evinde sıcak sıcak oturduğun yerden paylaştığın bir iki mesaj işi hiç değiştirmiyor özetle.

O yüzden bir şey söylememeyi, söylemiş olmaktan daha samimi buluyorum çoğu zaman. Sözün bittiği yer tam orası oluyor çünkü.

İnsanda ne heves kalıyor ne istek.. Orda şehit, burda terör, suikast, kriz, kaos, korku derken sen minik dünyanda gönlünü hoş tutmaya çalış, ne farkeder! Yaz çiz burda, eğlen; 21 gün oyun çıkar kendine. Ne anlamı var?

Yazmayı geciktirmemin sebebi buydu, “hadi koy kahveni de yazını yaz” diyen tatlı insanları öperim buradan.. Biliyorsunuz işte huyumu, yazmayı sevdiğim kadar yazmamayı da seviyorum. Konuşmak kadar, susmayı da seviyorum; tepkilerim kadar tepkisizliği de seviyorum. Dünyanın en tatlı lüksü bu bence.

7. Gün
11 Aralık Pazar

Pazar günü Dilay tatlımla görüştük. Yine arayı açıp sonra saatlerce boğazımız kuruyana kadar anlattığımız bir buluşma oldu onunla. Aynı frekansta olduğun insanlarla bir arada olmanın güzelliği çok başka.

O gün kendim için yaptığım en iyi şey, daha önce annemden ödünç alıp okuduğum, belli ki tekrar tekrar okumam gereken bir kitabı almaktı.

Aslında hep net çizilmiş sınırlarım var sanıyordum ben. Daha doğrusu sıkı duvarlar kurmanın, “ben buyum” demenin sınır oluşturmak olduğunu sanıyordum. Ancak hala kişisel ilişkilerde beni rahatsız eden şeylerle karşılaşabiliyorsam, belli ki o çizdiğim sınırlarda bir sorun var.

Başucu kitabı yapılabilecek ve tekrar tekrar okunacak kadar sağlam ve yararlı bir kitap olduğunu söylüyor ve mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.


Sınırlar – Sayfa 124
“”Öfkeyle ilgili önemli bir noktadan söz etmek gerekir; sınırlar ne kadar doğru olursa o kadar az öfke duyarız! Daha net sınırlara sahip olanlar en az öfke duyan insanlardır. Sınırlarını henüz oluşturmakta olan insanlar, öfkelerinin artmakta olduğunu görürler. Bu durum sınırların gelişmesiyle ortadan kalkar.

Bunun nedeni nedir? Öfkenin “erken uyarı sistemi” görevini hatırlayın. Sınırlarımız ihlal edildiğinde bunu hissederiz. Eğer sınır ihlalini en baştan önleyebilirseniz, kendinizi öfkeden uzak tutarsınız. Hayatınızı ve değerlerinizi daha fazla kontrol altına almış olursunuz.

Tina kocasının her akşam yemeğe 45 dakika geç gelmesinden nefret ediyordu. Yemeği sıcak tutmakta güçlük çekiyor, çocuklar acıkıyor ve huysuzlanıyor, akşam yapacakları işler gecikiyordu. Bu durum kocası gelmiş olsa da olmasa da, akşam yemeğine zamanında oturmaya başlamalarıyla değişti. Kocası buzdolabına konmuş yemekleri ısıtıp tek başına yemek zorunda kalıyordu. Bu şekilde devam eden üç-dört oturum sonrasında Tina kocasının erken çıkmasını sağladı!

Tina’nın sınırı (zamanı geldiğinde kocası olsun olmasın sofraya çocuklarıyla beraber oturmak) onu ihlal edilmişlik ve kurban edilmişlik duygusundan korudu. Kendi ihtiyaçları ve çocukların ihtiyaçları karşılanmış oldu, anlık öfke duymamaya başladı. Eski bir deyiş olan “Kendini öfkeye kaptırma, sadece eşitlik sağla” sözü kesinlikle doğru değildir. Doğru olan “Kendini öfkeye kaptırma, bir sınır belirle!” sözüdür.””

Sınırlarımı daha NET belirlemek, kendime yapacağım en mükemmel yatırımlardan biri olabilir. Kitabı okumaya devam edecek, sonra nerelerde sınır ihlaline uğruyorum onları düşünecek ve sonra da ilgililerin sınırlarımı iyi anladığından emin olacağım.

Herkese tavsiye ederim!


GÜNÜN KARTI

3. Aydınlanma

Ne yaparsan yap, bunu derin bir uyanıklık içinde yap, o zaman küçük şeyler bile kutsal olur. O zaman yemek pişirmek ya da temizlik bile kutsal olur; ibadete dönüşürler. Mesele ne yaptığın değil, mesele onu nasıl yaptığındır. Yerleri bir robot gibi, mekanik bir alet gibi silebilirsin; silmek zorundasındır, sen de silersin. O zaman güzel bir şeyi gözden kaçırırsın. Yerleri silmek harika bir deneyim olabilecekken sen onu kaçırırsın. Yer temizlenir ama sen içinde olabilecek bir şeyden mahrum kalırsın. Farkında olsan, uyanık olsan, yalnızca yer değil, sen de derin bir arınma hissedebilirsin.

Yerleri tam bir farkındalıkla temizle. Çalış, otur ya da yürü ama her şey daimi bir iplik gibi olsun. Hayatının daha çok anını farkındalıkla aydınlat. Farkındalık mumunun her an ve her eylemde yanmasına izin ver. Birikerek çoğalan etki, aydınlanmadır. Birikerek çoğalan etki, tüm anlar, bir araya gelen tüm mumlar dev bir ışık kaynağına dönüşürler.

imza

Paylaş
Yorum Yazın
Önceki Yazı Sonraki Yazı

Benzer Yazılar

2 Yorumlar

  • Yanıtla nazeningunluk

    harikasın mervecim ??

    24/12/2016 at 8:41 am
    • Yanıtla merve özsoy

      Merhabaaaa! Bloguma hoşgeldin, seni burada gördüğüme çok sevindim!

      26/12/2016 at 4:56 pm

    Yorum Yazın